Bugun...
Bizi izleyin:



Emanet, Liyakat ve Seçimler

Tarih: 05-01-2019 12:35:33 + -


Prof. Dr. Şaban ŞİMŞEK kaleme aldı "Emanet, Liyakat ve Seçimler"


Emanet, Liyakat ve Seçimler

“Tevhid Mesajı” Okuyorum 

EMANET, LİYAKAT VE SEÇİMLER! 

“Tevhid Mesajı”nı okumaya devam ederken sıra tam da, aslında her zaman lazım olan ama belki bugünlerde, yani yerel seçimlerin arifesinde, hem yönetime seçilecek adaylar, hem o isimleri tespit/takdir edenler, hem de vereceği oyla demokrasinin gereğini yerine getirmek(!) üzere bu tespiti/takdiri onaylayacak, dolayısıyla gelecek seçimlere kadar vatandaş olmaktan doğan “kendi yaşamına ve memlekete dair karar verme-yönetme” hakkını/hissesini/yetkisini bu adaylara tevdi edecek olan seçmenler, yani herkes açısından bugünlerde daha elzem olan bir konuya denk geldi; “emanet.” 

 

Emanetin sözlük manası bir şeyin geçici olarak korunmak, sorumluluğunu üstlenmek üzere birine veya bir gruba, kuruma, topluluğa) bırakılmasıdır. Kapsamı çok geniştir. Öyle ki bu değerli bir eşya olabileceği gibi bir hayvanı, bir insanı veya Allah’ın ona bahşettiği bizatihi canı, ruhu, organları, yetenekleri ya da bir hakkı/yetkiyi/görevi de kapsar. 

Demokrasilerde buna, sanırım seçimlerde kullandığımız oyu da (rey) da ilave etmek gerekiyor! 

Şimdi bu “emanet” kavramı hususunda Tevhid Mesajı’nda hüküm(lerden bir kısmı) nedir, ona bakalım. Ayetlerden anladığımı aktardıktan sonra, onların hayata ve günlük siyasete dair yorumlarını çok da içine girmeden, sadece kapısını aralayıp sizlere bırakacağım. 

 

Her zamanki “Ön Not”: 

Ben, din alimi olmayan sade bir kul ama yarın “kendi bacağından asılacak” yaşını başımı almış, az çok okumuş yazmış bir insan olduğumun bilincinde, evvel emir “ikra”nın gereği olarak ilahi kitabı okuyarak anlamaya, anladığımı da anlaşılır bir dille, güncel hayatla ilintilendirerek insanların dini bilgilerine sunuyor, bu bağlamda onlara fazla bir zahmete girmelerine ihtiyaç bırakmadan karınca kaderince katkı sağlamaya çalışıyorum. Başkaca hiçbir iddiam ya da amacım yoktur. Yazdıklarımla ilgili olarak “iyi söz-eleştiri-katkı ortak malımızdır, kem söz-önyargı-eylem ise sahibine aittir” düşüncesindeyim… Özetle, kimseye herhangi bir düşünceyi-fikri-anlayışı dayatmıyor, herhangi bir konu hakkında da haşa dini bir hüküm vermiyorum. Hatalardan, noksanlardan, zararlardan Allah’a sığınırım. Mutlak doğruyu şüphesiz ki ancak O bilir. 

Âl-i İmrân 75, 76, 77 

Ehl-i kitap’tan (önceki vahyin mensuplarından, yani kendilerine kitap gönderilenlerden) size karşı (ön yargısız, dürüst, hakka-hukuka riayet eden) öyleleri vardır ki kendilerine bir hazine emanet etseniz kuruşuna bile dokunmadan iade ederler; ama öyleleri de vardır ki tek bir dinar versen (Tevrat’ta ‘dinlerinden olmayanın mallarına el koymanın helal kabul edildiğine’ dair bir hüküm bulunduğuna, dolayısıyla kendilerinden olmayanlara yaptıklarından dolayı mesuliyet yüklenmeyeceği, hesaba çekilmeyeceklerine inanırlar ve) ona el koymaya kalkarlar, sıkıştırmadıkca da iade etmezler. (Aslında onlar Tevrat’ta insanların canına malına dokunmanın haram kılındığını bilmelerine rağmen bu davranışlarıyla) Allah’a bile bile yalan isnat etmektedirler. 

 

Oysa Allah (onlardan emanete hıyanet etmeme ve ahde vefa hususlarında taahhüt almış ve buna sadık kalanlardan) sorumluluk bilinciyle hareket edenlerden razı olacağını, onları mükafatlandıracağını vaat etmiştir. 

(Kendi kitapları olan Tevrat’ı da tasdik eden peygamberlere iman etmek noktasında) Allah’a verdikleri sözü (taahhüdü) küçük bir maddi menfaat karşılığında (bile) satanların ahrette (ilahi lütuf ve ikramlardan) bir payı olmayacak, kendilerine değer verilmeyecek, onlarla konuşulmayacak, yüzlerine bile bakılmayacaktır. (Dahası) Onlar için pek acıklı bir azap vardır. 

Kıssadan Hisse: 

1. “Emanet müessesesi” Allah indinde makul, mantıklı, meşru ve hale göre gerekli olan bir uygulamadır. 

Ayette; emanet maddi, manevi, sosyal, siyasal en geniş anlamda kullanılmış, asıl muhatap ise emaneti teslim alan, yani (korumaya muktedir) güç sahibi-yöneten-otorite olarak açık bir şekilde vurgulanmıştır. 

2. Buradaki emanete sadık kalma hükmü doğrudan Müslüman’a değilEhl-ikitab’a (kendilerine kitap gönderilen, Allah’ın varlığını kabul eden ama Hz.Peygamber’e inanmayan Hıristiyan ve Museviler) hitapla verilmiştir, ancak (Kur’an’ın üslubu ve genel hükümleri çerçevesinde değerlendirildiğinde) şüphesiz ki bütün insanlara şamildir. 

Ayette, emanetin verileceği (teslim edileceği) insan/grup/kurum, yani koruyucu gücün asıl özelliğinin “ön yargısız, dürüst, hakka-hukuka riayet etmesi” olduğu kesin bir dille belirtilmiştir. Dolayısıyla emanetlerin bu özelliklere sahip ehl-i kitap mensuplarına verilmesi ilahi emirlere aykırı değildir. 

Bu hükümle Müslüman’a ise (zımnen) “Sizin peygamberinize inanmayanlardan bile emanete karşı sorumluluğunu bihakkın yerine getirenler var. Allah sorumluluk bilinciyle hareket eden bu insanları mükafatlandıracaktır. Onlar bu durumdayken, gönderdiğimiz elçiye inananlar olarak sizin tersini yapmanız, bir başka deyişle ‘Allaha bile bile yalan isnatta bulunmanız’ söz konusu olamaz. Dini kuralları olduğundan başka türlü algılayıp, işinize geldiği gibi yorumlayıp, mesela Allah rızası için(!) bunları yaptığınıza iddia edip hesaba çekilmeyeceğinizi zannetmeyin sakın! Bu durumdakiler yaptıklarının hesabını ahrette mutlaka verecektir.” denmektedir. 

Emanetin “insan-insan ilişkisi” işin (malın/yetkinin/sorumluluğun) ehline teslim edilmemesi durumunda, ona sahip ehliyetli kulların hakkına girilmesi (kul hakkı yenmesi) ve Allah’ın bahşettiği mevcut ve potansiyel imkânların insanların (toplum) faydasına sunul(a)maması yani nimetlerden mahrum bırakılması şeklinde özetlenebilir. 

Emanetin bir de “insan-Allah ilişkisi” vardır: Eğer insanlara/topluma yararlı olacak, meşru-yetenekli-yeterli liyâkatlı kişi(ler) yetkilendirilmez, yani emanete (otorite olarak sahip olunan nimete/yetkiye) saygı gösterilmezse insanların (ve din’in) yararına olacak görevler/mesuliyetler gereğince yerine getiril(e)mezse şüphesiz ki (ilgili ayetlere göre) günaha girilmiş olur. Çünkü iman ederken Allah’a verilen söz tutulmamış, emanet edilen (geçici bir süre için otoriteye bahşedilen) imkânlar (güç, akıl, organ, yetki) yerli yerince (emir olunduğu şekilde) kullanılmamış, nimetin hakkı verilmemiş olur. Bu (kifayetsizi) yetkilendiren amir/üst/otorite için olduğu gibi yetkiyi alan/kabul/görevlendirilen (kifayetsiz) için de böyledir.

3. Emaneti kabul edip ona sadık olmayanlar emanetin (mal, eşya, para, insan, oy-rey- her neyse) üstüne oturur ve bu yaptıklarının haram olduğunu, kul hakkı yemek olduğunu, neticede Allaha karşı gelmek olduğunu bildikleri halde onu kendiliklerinden (sıkıştırmadıkca) geri vermezler… Burada, örtülü olarak, emaneti teslim ettiğimiz kimseyi-makamı-grubu gerektiğinde sıkıştıracak bir güce sahip olmamızın da tavsiye edildiği kanaatindeyim. Zira ortada bir güç yoksa sıkıştırmaktan söz edilemez.

Bu ifadeden bir çıkarımım da şudur; Allah Müslüman’ı (ve hatta ehl-i kitab’ı da! Çünkü hitap doğrudan onlaradır ve hak edenin hakkını vermek hususunda Allah’ın Müslüman, Hıristiyan, Musevi ayırımı yapması düşünülemez) emanetçinin-otoritenin-üstün-amirin himmetine bağlı bir konumda çaresiz, eli kolu bağlı bir vaziyette olmasına da rıza göstermemektedir.

4. Özellikle üst otoritenin kendisine verilen emanete/yetkiye sadık kalması, bu gereği yerine getirmek üzere görevlendireceği alt otoritenin-kişinin-liderin-grubun-kurumun liyakat sahibi olması, adaylar arasından en ehil olanın tercih edilmesi ilahi emrin gereğidir.

Bu hükme karşı doğrudan veya dolaylı olarak yapılanlar, mesela şu ya da bu şekilde, korku salarak, insanları sindirerek, olayları-kişileri farklı göstererek olayları ve imkânları kişisel veya grupsal dünyevi çıkarlar uğruna kullanmalar beyhude çabalardır. Allah’ın bunları hakkıyla gören, işiten ve (hakkaniyetle yönetilmeyen) insanların hakkını koruyan olduğu ayetlerde açıkça belirtilmektedir. Bu çıkarımı da Nisa süresindeki şu hükümlerden anlıyorum: 

 

Nisa 58 
Ey elçimiz Muhammed’e iman edenler; (Sizler sakın Medine Yahudileri gibi davranmayın) Allah size emanet edilen şeyleri mutlaka ehline vermenizi, insanlar arasında adaletle hükmetmenizi, (her konuda) hakkaniyeti gözetmenizi emrediyor. (Bununla) Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. 

Buradaki hükmü sadece dünyevi çıkarla sınırlandırmak da kanımca doğru değildir. Uhud Savaşı’nda Hz. Peygamber’in ”asla yerinizi terk etmeyin” mealindeki buyruğunu dinlemeyip, kendilerine teslim edilen stratejik mevziyi terk eden, dolayısıyla ordunun/savaşın/din’in selametine dair kendilerine verilen yetki/görev emanete hıyanet eden (Haşa, Hz. Peygamber’in savaştan kazanılacak ganimet malını eşitsiz dağıtacağı anlamında, emanete hainlik etmesi vehmine kapılan) ashaba Kur’an’ı Kerim şöyle seslenmektedir: 

Âl-i İmrân 161 
“…Kim böyle hainlik ederse (ganimet ve kamuya ait hasılattan bir şey aşırır, gizlerse) kıyamet günü (hırsızladığı) o şeyler (onunla birlikte) yanında gelir. Sonra, (orada) herkese kazandığını karşılığı (ceza veya mükâfat olarak) tastamam (eksiksiz) ödenir; kimseye haksızlık yapılmaz.

5. Dikkat edildiğinde, ayetlerde, sadece “emanetin geri verilmesinden” söz edilmekte, mesela emanetçinin kendisine tevdi edilen bu yetkiyi (emaneti) başkasına devir etmesinden bahsedilmemektedir.

Dolayısıyla, mesela seçmen olarak oy verdiğimiz bir başkanın bizim rızamız ve onayımız olmadan değiştirilmesi, emanetin üst otorite tarafından bir başkasına ya da gruba-kuruma devir edilmesi ya da bir siyasi parti adına oy verdiğimiz bir vekilin/belediye başkanının parti değiştirmesi veya bağımsızlığa geçmesi kanımca Kur’an’ın hükümleri doğrultusunda tavsiye edilen şeyler olarak gözükmemektedir. Çünkü millet emaneti o isime ve o siyasi partiye vermiştir ve onun devretmesi söz konusu edilmemektedir. Tam tersine, ayetlerde, emanete ve liyâkata dair verdikleri sözü bu şekilde tutmayan seçilenin veya onu, insanların rızası olmadan değiştiren otoritelerin ahrette yüzlerine bakılmayacağı ve şiddetli azaba uğrayacakları buyrulmaktadır. Tabii burada verilen yetkiyi kötüye kullananları veya kötüye kullanmaya yöneltilenleri ayırmak, insanların, devletin, milletin, Allah’ın hakkını gözetmek gerekmektedir ki o ayrı bir konudur. 

Durum canımızı emanet ettiğimiz bir doktor, namusumuzu emanet ettiğimiz bir polis, vatanımızı emanet etiğimiz bir asker için de böyledir.

6. Sonuç: Adaletle hükmetmeyen, hakkaniyeti gözetmeyen, emanete sahip çıkmayan otorite sahiplerinin vay haline!

Prof. Dr. Şaban ŞİMŞEK 




Kaynak: Prof. Dr. Şaban ŞİMŞEK

Editör: Dilek ONAY CAN



Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER Editörün Seçtikleri Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 113 YILIN SIRRI
    113 YILIN SIRRI
  • Isınmaya yılda 110 lira ödüyor
    Isınmaya yılda 110 lira ödüyor
  • Rize’de kurbanlıkları taşıyan tır devrildi
    Rize’de kurbanlıkları taşıyan tır devrildi
  • Rize'de Sıradışı Ustalık Örneği
    Rize'de Sıradışı Ustalık Örneği
  • Çaykaralı Havva Usta
    Çaykaralı Havva Usta
  • Suriye'de iç savaş
    Suriye'de iç savaş
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • GÜNDEM PROGRAMI
    resim yok
  • Artvin’de iki yavru ayı tünele girdi.
    Artvin’de iki yavru ayı tünele girdi.
  • Asya'da Ali Adnan fırtınası
    Asya'da Ali Adnan fırtınası
  • 42. Arhavi Festivali - Off Road
    42. Arhavi Festivali - Off Road
  • Dev piton karıncalara yem oluyor .
    Dev piton karıncalara yem oluyor .
  • Karadenizli Adam Trafik Cezası Yerse!
    Karadenizli Adam Trafik Cezası Yerse!
VİDEO GALERİ
YUKARI