Bugun...
Bizi izleyin:


Reşit Güngör KALKAN


Facebookta Paylaş









Sahi, özlemek nasıl bir tutulmaktı geçmişi sarıp sarmalayan?
Tarih: 19-12-2019 13:42:00 Güncelleme: 19-12-2019 14:03:00


“Sokağın sesleri kesildi” demişti bir şair, “artık geçmişe karıştı çocukluğun neşesi bile” diye de eklemişti ardından.

Doğrusu, oldukça endişe yüklü buldum sevgili şairin bu karamsar yaklaşımını.

 

Ne var ki, sadece çocukluk mevsiminin değil, modernizm hastalığına yakalanmış evrenimizden o şenlikli, fesleğen kokulu sesler ve renkler birer birer silinirken, birden bire yavan yapıldak bir soğuklukla kesildi yolumuz, yalan değil. 

 

Niyetim, geçmişe tortop güzellemeler sunup ağıtlar yakmak değil elbette, fakat artık sessizliği seçen sokağımızın o billûr dolu ünleyişleri yanında pek çirkince sayılacak pes perdeden bet seslerini dahi olsun gerçekten unuttuk mu dersiniz?

Sahi, özlemek nasıl bir tutulmaktı geçmişi sarıp sarmalayan?

 

Hatırlayanınız mutlaka vardır, sabahın nuruyla birlikte, henüz gün ağarırken başlardı bu fasıl. Başlar ve sofralarımıza doluşan kuş sesleri arasına hepten karışır giderdi günün ilk ışıklarıyla birlikte.

 

Sonrasında o küçümen pencerelerden birer birer uzanan başlar, pek derin bir sessizlikle bırakırlardı mahmurluklarını satıcının o dinç ve tamahtan berî avuçlarına, tablasına. Nihayetinde açlık dediğin üç öğün değil miydi, kazanılırdı elbet; yeter ki şükredenlerden olsundu insan.

 

Gözü ve nefsi tok bir efendilikle varırdı çağrılan er kişi kapıya ve uzatılan genişçe kâseye sütünü, yoğurdunu yahut mevsimine göre sepetse uzatılan, sebzesini, meyvesini hakkını teslim ederek, hem de fazlasıyla bırakıverirdi. 

 

Hani simitçi ve tatlıcılar bir tarafa, daha vakit öğleyi bulmadan karşıladıklarımız da vardı elbet; pes perdeden sesini de alıp yanına, “Balliii, macuuun!” çığlığını kopartıverirdi de, evlerden sokağa birer birer damlayan çocuklar oluverirdik birden.

 

Kapaklı, geniş tepsisini üç ayaklı uzunca sehpasının üzerine bıraktıktan sonra, renk renk macunlara uzanan bakışlarımızı, sırıtkanlıkla karışık hayranlık dolu bir çehreyle seyrederdi efendi. İnce, kısa çöplere doladığı her rengin ayrı ışıltıları arasında ağzımızın suyu akardı, bu da yalan değil.

 

Sonra geviş getirir gibi avurtlarını çalkalayarak aynı sokağa giren ve bacaklarını saran şalvarında sıçrayan çıngıların açtığı yüzlerce küçük delikle, bileyci soluklanırdı uzun uzun.

 

Yekinir, göğsünü bir lokmacık havayla doldurduktan sonra, ortalığı yıkan o “Bileeeeyyyciiiii!” ünleyişiyle üç adım geriye çekilir, ortaya yıktığı teşrifata dâhil olmak için sabırsızca ‘müşteri’ beklerdik.

 

Oldukça iptidai kasnağında, usulca sokulan kadınların mahcubiyetle uzattıkları bıçaklar ve makaslar bilenir, bir zaman sonra aynı çığlığı salıvererek gözden kayboluverirdi, “Bileeeeyyyciiiii!” Doğrusu, göbeğini hoplata hoplata sokağa giren Mazlum Ustayı dört gözle beklerdik.

 

Uzunca sırığının her köşesinde bulunan deliklere iliştirdiği pamuk şekerleri usta işi bir maharetle sergiler, çukura kaçmış gözlerini aynı noktaya dikerdi ve mağara gibi açtığı ağzından gırtlağını çatlatırcasına kopardığı çığlığı da ta diğer sokaklardan duyulurdu, “Pamuuukkk Şekeeeerrr!” Tabi, bir de adını hiçbir zaman öğrenemediğimiz, tadımızı renklendiren sesiyle sokağımızın baş şenlikçisini gözlerdik.

 

Çünkü yırtılan çarık ve terliklerimizin yanı sıra, delinen plastik leğenlerin, hortumların, sepetlerin mutlaka kaynatılması gerekirdi. Oldukça tuhaf, hançeresinde gömülü duran telleri birileri çekiştiriyormuşçasına çıkardığı o “Kayneaaaaakçıehh” gürültüsünün ne anlama geldiğini aylar sonra anlayabilmiştik.

 

Gümgüm diye bildiğimiz gazocağını yakar, üzerine serdiği ince tenekeyi ısıtır ve eski torbasında taşıdığı bıçakları çıkarıp ısınan teneke ile alevlerin arasına yerleştirdikten sonra, her birinin ucu kor haline dönüşünce, kırık, kesik naylon eşyayı yine eski parçalarla bir güzel özenip yamardı.

 

Ha, bir de aylık uğrayanlardan biri vardı ki, başlı başına seyirlik bir ziyafet sunardı.

 

Gelir, terekesini bir kenara bırakır, sokağın başında dineldikten sonra uzun çığlığını basardı, "Kaleyciiiiiiii!" Bakırdan sini, tabak, geniş leğen, tepsi, kaşık ne varsa toplar, bir çöp çırasını gaz çakmağıyla tutuşturur; ince üstüpü yahut pamukla tutuşan çırayı üzerlerine damlattıktan sonra bir güzel ovalar, ortaya ışıltılara boğulmuş yepyeni nesneler çıkarırdı. 

 

Doğrusu, “Sokağın sesleri kesildi” diyen şair ne de güzel söylemiş; bir niyet kuşunun başını okşayan çocukluğumuz geçmişe karıştığında, artık yavan yapıldak bir soğukluk kesti yolumuzu. Sesler sessizliğe gömüldü birden. Sesler kes... 

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Ramazan Bayramı 2020
    Ramazan Bayramı 2020
  • 113 YILIN SIRRI
    113 YILIN SIRRI
  • Isınmaya yılda 110 lira ödüyor
    Isınmaya yılda 110 lira ödüyor
  • Rize’de kurbanlıkları taşıyan tır devrildi
    Rize’de kurbanlıkları taşıyan tır devrildi
  • Rize'de Sıradışı Ustalık Örneği
    Rize'de Sıradışı Ustalık Örneği
  • Çaykaralı Havva Usta
    Çaykaralı Havva Usta
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • GÜNDEM PROGRAMI
    resim yok
  • Artvin’de iki yavru ayı tünele girdi.
    Artvin’de iki yavru ayı tünele girdi.
  • Asya'da Ali Adnan fırtınası
    Asya'da Ali Adnan fırtınası
  • 42. Arhavi Festivali - Off Road
    42. Arhavi Festivali - Off Road
  • Dev piton karıncalara yem oluyor .
    Dev piton karıncalara yem oluyor .
  • Karadenizli Adam Trafik Cezası Yerse!
    Karadenizli Adam Trafik Cezası Yerse!
VİDEO GALERİ
YUKARI