Türkiye'nin Kürt sorununun İngiltere'nin Kuzey İrlanda, İspanya'nın Bask, Fransa'nın Korsika sorunlarından bir farkı var.

Kürtlerin ülke sathındaki yaygınlığı, Kürt politikasının talepleri, Türk siyasal sisteminin tarihsel hassasiyetleri, tarafların demokratik entegrasyon çerçevesinde hem fikir oldukları yeni Türkiye tasavvuru, soruna ilişkin her reform, iyileştirme ve çözüm projesini ülkenin ana siyasi ve idari dokusunun elden geçirilmesiyle birlikte düşünmeyi getiriyor.

Diğer ifadeyle Türkiye'de Kürt sorununun ülkenin bütünlüğünü bozmayacak kalıcı çözümü, sadece Kürtlerin yoğun yaşadıkları Güney Doğu bölgesine yönelik düzenlemelerden ibaret kalmayacaktır. Bunları tüm ülkeye yaymayı, ülke çapında standardize etmeyi, siyasal dokuyu buna göre yenilemeyi, bir tür yeni cumhuriyet sözleşmesi yapmayı gerektirecektir.

Örneğin özerklik ya da yerel yönetimlerin güçlendirilmesi sadece Güneydoğu'da değil tüm Türkiye'de uygulandığı anda, bu durum merkeziyetçi bir sistemde büyük reform anlamına gelecektir.

Anayasal sözleşmede değişiklik gerektiren yeni vatandaşlık tanımı, kamu alanında ve devlet hayatında siyasal simge ve temsilin yeniden tanzimi, anadilde eğitim hakkı gibi 'olmazsa olmaz'lar da keza öyledir.

Kürt hareketinin beklentileri de aynı kapıya işaret ediyor.

Kürt siyasi hareketinin görünür üç temel hedefi bulunuyor:

Birincisi 'taraf olarak kabul edilmek', 'muhatap alınmak', 'Kürt meselesinin temsilcisi' olarak görülmek...

İkincisi 1830'lardan bu yana şu veya bu şekilde, isyan ve siyasallaşma serilerine yol açan 'kendi kendilerini yönetme arzusunun tatmin edilmesi'... Bu açıdan şu an masada bulunan en önemli tartışma yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yerel özerklik gibi meselelerdir. Özerklik konusunda Avrupa Yerel Yönetimler Şartı'nın kabulüyle ilk aşamada tatmin olacak Kürt hareketi, muhtemelen, ileri adımları siyaset üzerinden, anayasa hazırlıkları sırasında yapmayı öngörmektedir.

Üçüncüsü ise silahtan siyasete geçiş, af ve entegrasyon meselesi. Bir yandan Türkiye'de silahlı gücün ülke dışına çıkması, PKK üyelerinin ve sivil kadrolarının geri dönüşü ve sisteme entegre edilmeleri, diğer yandan Öcalan'ın statüsü ve serbest dolaşım imkanlarının sağlanmasıdır.

Bu üç mesele etrafında atılacak adımlar Türk siyasal sisteminin paradigmasıyla ilgili değişikliklere yol açacaktır. Aşırı merkeziyetçi bir idari yapıya sahip Türkiye'de yerel yönetimlere idari yetki aktarımı adem-i merkezi bir modele geçişi mümkün kılacaktır. AK Parti'nin öngördüğü başkanlık sistemini de bundan farklı bir zeminde düşünmemek gerekir.

Özetle kalıcı ve ideal çözüm, bu tür büyük dönüşümleri, anayasal düzeyde düzenlemeleri gerektirdiği oranda Kürt sorununun ötesine geçen büyük bir demokratikleşme sayfasını açar.

Bu nedenledir ki, pek çok gözlemci ve yorumcu bugün Kürt sorununu sistem açısından bir blokaj nedeni olarak değil, tersine demokratikleşme bağlamında bir taşıyıcı olarak görme eğilimindedir.

Kürt sorununun Türkiye'nin sorunlarını çözecek bir taşıyıcı olarak algılanması kendi başına önemlidir ve bu algı toplumda, liberal ve demokrat çevrelerde git gide yayılan, yönetici ve yönlendirici bir niteliktedir.

Bugün demokrat siyaset bu süreci tanımlamayı, zorlamayı gerektirmektedir.

Kuru sıkı muhalefete oranla doğru

olan budur...