izmir escort
Bugun...
Bizi izleyin:


Adnan ONAY


Facebookta Paylaş









CUMHURİYETİN YÜZÜNCÜ YILINA DOĞRU
Tarih: 27-02-2017 18:30:00 Güncelleme: 27-02-2017 18:30:00


Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışıyla onun bakiyesi olan Anadolu topraklarında kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti (daha önceki yazı serisinde belirttiğim gibi) Osmanlı reddiyesine dayalı, batıyı örnek alan ve batıya entegre olmaya çalışan bir kadro tarafından kuruldu. 
Yeni devlet felsefesinin yerleşmesi ve toplum yapısının bu değişime uyum sağlaması adına çeşitli baskıcı yöntemlerle adına inkılaplar denilen yenilikler yapıldı. Bu değişikliklerden en önemlisi harf inkılabıydı ve yeni alfabeyle birlikte geçmişle bağ koparıldı. Bunlar bilinçli tercihlerdi. Amaç, eskinin izlerini silerek yeni devletle birlikte yeni bir toplum yapısı oluşturmaktı. Bunda başarılı da olundu. O nedenle cumhuriyetin 10. Yılında Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar tarafından yazılan ve Cemal Reşit Rey tarafından 1933 yılında bestelenen marşta “on yılda ,onbeş milyon genç yarattık her yaştan” sadece o günlerin değil gelecekte de sloganlaştırılan bir marşımız oldu.

Osmanlının çok etnisiteli, çok dinli yapısından, tek temel etnisiteli ve tek temel dinli bir modele geçilmesi ve yeni alfabeyle eskiyle bağın koparılması, batıda ne varsa onların aynen aktarılmak istenmesi süreç içerisinde ortaya çıkacak olan düşünce farklılıklarının ve çeşitli çatışmaların da odağı oldu.

Kavgalar, darbeler, muhtıralarla bugünlere geldik .
Bugün geldiğimiz noktada tarih üzerinden gelişen bu tartışmalı, kaotik ortamın sona erdiğini söylemek mümkün değil. Aksine bugün ayrışmaların temelinde evrensel düşünsel farklılıklar değil, eskiden beslenen yaklaşımlar etkisini sürdürüyor. Bizler bugün hala eski/yeni tartışmasının içerisindeyiz. Oysa o gün ,bu gün köprülerin altından çok sular geçti ve dünya internet çağıyla akıl almaz bir değişim sürecinin içerisine girdi. Artık insanlar bilgiye kolayca ulaşıyorlar ve insanları ikna etmek daha üst bir gerçeklik sunumu gerektiriyor. 
Bu gerekliliğin yerine getirilmediği yapılarda ise gelişen toplumsal düşünceyi korku ve şiddetle baskılama yöntemleri de git gide artıyor.
Artık kabul etmeliyiz ki; bu yeni dönemde eski özlemleriyle gelişmek, büyümek ve daha demokratik ve daha paylaşımcı bir modele ulaşmak mümkün değil. Yeni dönem, eski dönemden fersah fersah uzakta artık.

Toplumun bütün katmanları bugün Türkiye’nin sosyal yapısına ayak uydurmuş durumdadır. Ve hatta bu bir benimsemeye dönüşmüş, ülke islam ülkelerine bir model olarak sunulur olmuştur. Bunda batıya entegrasyon dayatmalarına dayalı küresel kapitalizmin tek tipleştirmesi etkili olmuş olsa da artık sosyal yaşam ortak bir yaşama alanı haline geldiği açık gerçektir.
.
Buradan baktığımızda, artık toplumların desteğini almanın zorunlu olduğu demokratik modellerde geçmişe ait olanı tıpa tıp savunmak yarar sağlayıcı değildir. Bu şekil söylemlere sahip olanların toplumun desteğini alması ise mümkün olmadığı gibi kendilerinden sanılan bloğun tam desteğini alabilmeleri dahi mümkün değildir.
Geldiğimiz noktada, daha önce sol-sağ-islamcı diye üç ana kategoride ele aldığımız bloklar içerisinde yer alanların başlangıç noktasındaki gibi düşüncelere sahip olmadıklarını, düşüncelerinin zaman içerisinde karmaşık hale geldiklerini görürüz.
Örneğin; artık cumhuriyetin ilk yıllarındaki uygulamalara benzer uygulamaların bugün de aynı şiddetle sürdürülmesi gerektiğine inanan Kemalist/solcu kalmamış gibidir. O günlerde uygulanan, kabul gören bir çok şey bugün bu çevrelerce alttan alta tenkit edilmektedir.
Sağcı denilen blok içerisinde ise “kızıl elma” ütopyası üzerinden düşünce üretenler, buna dayalı olarak Osmanlıyı ,tarihi kutsayanlar oldukça azalmıştır.

İslamcı /dindar denilen cephede ise padişahlığın tekrar geri gelmesini, Osmanlı benzeri bir din devletinin kurulmasını isteyenler son derece azalmıştır. Bu çevrelerin Osmanlıya sahip çıkması, onun güçlü bir imparatorluk olmasına, Türkiye’nin de benzer güçlü bir devlet olmasına duyulan özlemle ilgilidir.

Özetlersek; Bugün ,tüm ideolojik kamplaşmalar suni bir siyasal dayatmayla sürdürülmektedir. Toplumsal yaşamda, düşüncelerin biribirini ve geçmişi anlamadaki makası oldukça daralmıştır. Bir arada daha iyi yaşamak, geleceğe güven içerisinde bakmak için güçlü Türkiye isteği ortak hedef haline gelmiştir.
O halde, yeni dönem siyasetinde etkin olmak isteyenler eski/yeni tartışmalarının uzağında ortak bir kabule dayanarak daha iyiye kavuşmak için neler yapabileceğimize kafa yormalı, önümüze bu yönde teklifler koymalıdırlar.
Artık ne Osmanlı Devletinin kurulması, ne eski alfabeye dönülmesi, ne eski giyim,kuşam tarzlarının benimsenmesi, ne eskinin “bir lokma, bir hırka” anlayışının var edilmesi mümkün değildir. Tarihte kalanın, geçmişte yaşananlarının tartışması boşa enerji tüketmekten başka bir şeye yaramaz.
Elbet tarihi olayları tartışmalı, anlamaya çalışmalıyız ancak düşüncelerimizi bu tartışmalar üzerinde inşa ederek bir yere varabilmemiz mümkün değil..

Çağdaş Türkiye’nin yeniden güçlü bir ülke olarak yoluna devam edebilmesi için batılı normlarda, eski coğrafyasında etkisini artıran, islam dünyasıyla ilişkisini geliştiren, Türk dünyasıyla ilerici derece işbirliğine giren, Osmanlı bakiyesi milletlerle, etnik yapılarla dostluğunu artıran ve Dünya’da örnek gösterilen bir ülke olmayı hedeflemesi gerek.
Bunun yolu ise bahsettiğim geniş çerçeveyle bu bağı kurmaya yarayacak değerleri öne çıkarmaktan, bu yöndeki materyalleri artırmaktan geçer. Bunun ilk başlangıç noktası ise hedeflenen coğrafyayla öncelik derecesine dikkat edilecek şekilde eğitim köprüsü kurmaktır. Bu köprü dil üzerine kurulabileceği için önce tarihimizle ve islam dünyasıyla irtibat için Osmanlıca, Arapça, Eski Sovyetler coğrafyasının ortak dili olan Rusça, batının ortak dili İngilizcenin öğrenilmesi ve yaygınlaştırılması için devlet destekli imkanlar geliştirilmesi, bu dillerin öğrenilmesi yaygınlaştırılmalıdır.
Türkî Cumhuriyetleri arasında dil birliği için ortak çalışmalar yapılmalıdır. Zira Türkiye’de öz türkçe adına yapılanlar nedeniyle bu ülkelerin konuştuğu Türkçe anlaşılmaz hale gelmiştir. Dilde ortak çalışma aradaki anlaşılmazlığı azaltacaktır..

Artık dünyada hangi iyi şey varsa onun ülkemiz insanının da hakkı olduğu düşünülmeli, batıda iyi olan uygulamaların ülkemize adapte edilmesine uğraşılmalıdır.

Türkiye, insan hakları ve evrensel değerleri önceleyen, batıda da yaşanmak için ideal olan ülkeler arasında yer almalıdır.
Küresel sistemin tahribatını aza indirmek için sosyal politikalar önemsenmeli, gelir dağılımında denge kurulmalı, devlet sosyal refah devleti haline getirilmelidir.

İslam dininin insanlığa sağladığı yardımlaşma duygusunun geliştirilip, modern aktivetelere dönüştürülmesiyle insanlık adına yeni değerlerin ortaya çıkması beslenmelidir.

Bu ve daha nice ekonomik, sosyal, kültürel çalışmaların içerisine girerek hep birlikte daha güçlü bir Türkiye idealine nasıl kavuşacağımıza akıl yormalıyız..

Bunları yapmak yerine geçmişte kalan şeyler üzerinden tartışmalara girmenin bu ülkeye hiçbir yararı olamaz. …





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 113 YILIN SIRRI
    113 YILIN SIRRI
  • Isınmaya yılda 110 lira ödüyor
    Isınmaya yılda 110 lira ödüyor
  • Rize’de kurbanlıkları taşıyan tır devrildi
    Rize’de kurbanlıkları taşıyan tır devrildi
  • Rize'de Sıradışı Ustalık Örneği
    Rize'de Sıradışı Ustalık Örneği
  • Çaykaralı Havva Usta
    Çaykaralı Havva Usta
  • Suriye'de iç savaş
    Suriye'de iç savaş
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • GÜNDEM PROGRAMI
    resim yok
  • Artvin’de iki yavru ayı tünele girdi.
    Artvin’de iki yavru ayı tünele girdi.
  • Asya'da Ali Adnan fırtınası
    Asya'da Ali Adnan fırtınası
  • 42. Arhavi Festivali - Off Road
    42. Arhavi Festivali - Off Road
  • Dev piton karıncalara yem oluyor .
    Dev piton karıncalara yem oluyor .
  • Karadenizli Adam Trafik Cezası Yerse!
    Karadenizli Adam Trafik Cezası Yerse!
VİDEO GALERİ
YUKARI